Rosetta Taşı’nın Keşfi ve Önemi
Antik Bir Mesaj Taşı
1799 yılında, Napolyon’un Mısır seferi sırasında, bir Fransız askeri Nil Deltası’ndaki Reşit (Rosetta) kasabası yakınlarında şans eseri özel bir taş levha buldu. Bu sıradan görünen taşın üzerindeki üç farklı yazı, kısa sürede dünya çapında bir ilgi odağı haline geldi. Büyük İskenderiye Kütüphanesi’nin yok oluşundan sonra Mısır’ın dilini anlama umudu neredeyse tükenmişken, bu taş bir mucize gibi ortaya çıktı.
Rosetta Taşı, aslında MÖ 196 tarihli bir kararnameyi içeriyordu ve aynı metin üç farklı yazıyla yazılmıştı:
- Üst kısımda hiyeroglifler (tanrılar ve rahipler için kullanılan kutsal yazı).
- Orta kısımda Demotik (günlük kullanım için kullanılan halk yazısı).
- Alt kısımda ise Antik Yunanca (Mısır’daki o dönemin yönetim dili).
Antik Yunanca metin sayesinde, bilim insanları diğer iki bilinmeyen dilin anahtarını elde etme fırsatına sahip oldular. Bu, hiyerogliflerin çözülmesindeki en kritik adımdı ve taşa paha biçilmez bir değer kattı. Taş hakkında daha fazla bilgi edinmek için Rosetta Taşı Wikipedia sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
Hiyerogliflerin Çözülmesine Giden Yol
Uzun Yıllar Süren Gizem
Hiyeroglifler, milattan sonra 4. yüzyıldan itibaren kullanımdan kalkmış ve zamanla unutulmuştu. Uzun yıllar boyunca Avrupalı bilginler, hiyerogliflerin tamamen sembolik, yani her resmin bir kelimeyi veya fikri temsil ettiğini sanıyordu. Bu yanlış varsayım, çözme çabalarını büyük ölçüde çıkmaza soktu. Ancak Rosetta Taşı, bu düşünceyi değiştirecek ipuçlarını barındırıyordu.
Thomas Young’ın İlk Adımları
İngiliz bilgin Thomas Young, Rosetta Taşı üzerinde çalışan ilk önemli isimlerden biriydi. 19. yüzyılın başlarında, taş üzerindeki kraliyet isimlerinin (kartuşlar içinde yazılan isimler) fonetik, yani sesleri temsil eden semboller olabileceğini öne sürdü. Young, bazı Demotik ve hiyeroglif karakterlerinin ses değerlerini doğru bir şekilde tahmin etmeyi başardı ve Ptolemy ile Kleopatra gibi isimleri tanımladı. Bu, hiyerogliflerin sadece resimlerden ibaret olmadığını gösteren devrim niteliğinde bir bulguydu.
Champollion’un Deha Parıltısı
Üç Dilin Kesişim Noktası
Ancak hiyerogliflerin şifresini tam anlamıyla çözen kişi, Fransız dil bilimci Jean-François Champollion oldu. Champollion, çocukluğundan itibaren eski dillere, özellikle de Mısır dillerine büyük ilgi duymuştu. Young’ın çalışmalarını inceledi ve onun bulgularından yola çıkarak kendi araştırmalarını derinleştirdi. Champollion’un en büyük dehası, hiyerogliflerin hem ideogramatik (fikirleri temsil eden) hem de fonetik (sesleri temsil eden) bir sisteme sahip olduğunu anlamasıydı. Jean-François Champollion hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Champollion, özellikle kartuşlar içindeki isimlere odaklandı. Rosetta Taşı’ndaki Ptolemy adını ve başka bir dikilitaş üzerindeki Kleopatra adını kullanarak, harfleri ve sesleri eşleştirmeye başladı. Yunanca metinle hiyeroglif ve Demotik metinleri karşılaştırarak, her bir sembolün hem bir sesi hem de bir anlamı olabileceği karmaşık yapıyı çözdü. Bu, yüzyıllardır süren bir dilbilim bilmecesinin anahtarıydı.

Kilometre Taşı: 1822
1822’de Champollion, nihayet hiyeroglif sistemini çözdüğünü ve Antik Mısır dilinin gramerini ve kelime dağarcığını anlamak için bir yöntem geliştirdiğini duyurdu. Bu açıklama, sadece hiyerogliflerin değil, aynı zamanda binlerce yıllık Antik Mısır tarihi, kültürü ve inançlarının kapılarını ardına kadar açtı. Aniden, firavunların mezarlarındaki yazıtlar, tapınak duvarlarındaki hikayeler ve papirüsler üzerindeki metinler okunabilir hale geldi. Hiyeroglifler hakkında daha fazla genel bilgiye Antik Mısır Hiyeroglifleri Wikipedia sayfasından ulaşabilirsiniz.
Rosetta Taşı’nın Mirası
Rosetta Taşı’nın keşfi ve hiyerogliflerin çözülmesi, Egyptology (Mısırbilim) adı verilen bilim dalının doğmasına yol açtı. Bu sayede, Antik Mısır’ın siyasi yapısı, dini ritüelleri, günlük yaşamı ve sanatsal başarıları hakkında eşsiz bilgilere ulaşıldı. Artık Mısır’a yapılan her ziyaret, geçmişin fısıltılarını duymak ve tarihin derinliklerinde yolculuk yapmak anlamına geliyordu.
Bugün Rosetta Taşı, Londra’daki British Museum’da sergilenmekte ve insanlık tarihinin en önemli entelektüel başarılarından birinin somut bir kanıtı olarak durmaktadır.
Rosetta Taşı, sadece bir taş levha olmanın ötesinde, geçmişle aramızdaki köprüdür. Hiyerogliflerin şifresinin çözülmesi, insan zekasının merak ve azminin karanlığı nasıl aydınlatabileceğinin parlak bir örneğidir. Bu sayede Antik Mısır’ın sessiz fısıltıları, günümüzde dahi tüm görkemiyle duyulabilmektedir.















