ARPANET: Soğuk Savaşın Mirası
İnternetin temelleri, 1960’lı yıllarda Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı’na bağlı İleri Araştırma Projeleri Ajansı (ARPA) tarafından atıldı. Soğuk Savaş’ın zirve yaptığı bir dönemde, olası bir nükleer saldırı karşısında dahi haberleşmeyi sürdürebilecek, merkezi olmayan, dağıtık bir ağ sistemi arayışı içindeydiler. Bu vizyon, ARPANET projesinin doğuşuna zemin hazırladı.
İlk Bağlantı ve Paket Anahtarlama
ARPANET, geleneksel telefon şebekelerinin aksine, verileri küçük parçalara (paketlere) bölerek farklı yollardan ileten “paket anahtarlama” teknolojisini kullanıyordu. Bu teknoloji, ağın bir bölümü devre dışı kalsa bile iletişimin devam etmesini sağlıyordu. 29 Ekim 1969 tarihinde, Kaliforniya Üniversitesi, Los Angeles (UCLA) ile Stanford Araştırma Enstitüsü (SRI) arasında gerçekleşen ilk elektronik mesaj gönderimi, ARPANET’in ve dolayısıyla internetin ilk adımı oldu. Gönderilen mesajın “LOGIN” kelimesi olması planlansa da, sistem sadece “LO” harflerini gönderdikten sonra çöktü. Ancak bu aksaklık, tarihi bir başlangıcın ilk işaret fişeğiydi.
TCP/IP Protokollerinin Yükselişi
ARPANET büyüdükçe ve farklı türde bilgisayar ağları ortaya çıktıkça, bu ağların birbiriyle iletişim kurmasını sağlayacak standart bir dilin gerekliliği anlaşıldı. İşte tam bu noktada, Vinton Cerf ve Robert Kahn gibi vizyoner mühendisler sahneye çıktı. 1970’li yılların ortalarında geliştirdikleri İletim Kontrol Protokolü/İnternet Protokolü (TCP/IP protokolleri), farklı donanım ve yazılımlara sahip bilgisayarların, ortak bir dil kullanarak veri alışverişi yapabilmesini sağladı.
Ağlar Arası Köprü: İnternet Kavramı
TCP/IP, yalnızca bir protokoller bütünü olmanın ötesinde, farklı ağları birbirine bağlama kapasitesiyle “internetwork” (ağlar arası) kavramını ortaya çıkardı. ARPANET, bu yeni protokoller sayesinde daha geniş bir ağlar topluluğunun parçası haline geldi. 1 Ocak 1983’te, ARPANET tamamen TCP/IP’ye geçiş yaparak modern internetin yapısal temelini oluşturdu. Bu tarih, genellikle “internetin doğum günü” olarak kabul edilir.
World Wide Web: İnternetin Halkla Buluşması
İnternet, yıllarca askeri ve akademik çevrelerin kullandığı karmaşık bir ağ olarak kaldı. Ancak 1990’lı yılların başında, Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN)’de çalışan İngiliz bilim insanı Tim Berners-Lee, bu durumu değiştirecek devrimsel bir adım attı. Berners-Lee, bilgi paylaşımını kolaylaştırmak amacıyla, internetin üzerinde çalışacak, kullanıcı dostu bir sistem geliştirdi: World Wide Web (WWW).
Tim Berners-Lee ve HTML
Berners-Lee, World Wide Web’i yaratırken üç temel teknolojiyi geliştirdi:
- HTML (HyperText Markup Language): Web sayfalarının yapısını belirleyen işaretleme dili.
- URL (Uniform Resource Locator): Web üzerindeki kaynakların adresleme sistemi.
- HTTP (HyperText Transfer Protocol): Web sunucuları ile tarayıcılar arasında bilgi alışverişini sağlayan protokol.
1991 yılında Berners-Lee, dünyanın ilk web sunucusunu ve ilk web tarayıcısını yaratarak World Wide Web’in doğuşu‘nu resmen ilan etti. Bu sayede, internet sadece uzmanların erişebildiği bir ağ olmaktan çıkıp, herkesin kolayca bilgiye ulaşabildiği bir platform haline geldi.
Web Tarayıcılarının Rolü
World Wide Web’in yaygınlaşmasında, grafik tabanlı web tarayıcıları kritik bir rol oynadı. 1993 yılında piyasaya sürülen Mosaic tarayıcısı, görselleri metinle birlikte görüntüleyerek internet deneyimini sıradan kullanıcılar için çok daha çekici hale getirdi. Ardından Netscape Navigator gibi tarayıcılar gelerek internetin halk arasında popülaritesini katlayarak artırdı. Bu tarayıcılar sayesinde, web siteleri hızla çoğaldı ve internet, küresel bir bilgi ve iletişim ağına dönüştü.
Sonuç
İnternetin doğuşu, ARPANET gibi askeri bir projenin ihtiyaçlarından filizlenip, TCP/IP gibi evrensel protokollerle olgunlaşan ve Tim Berners-Lee’nin World Wide Web vizyonuyla kitlesel bir fenomene dönüşen, bir dizi teknolojik ve entelektüel sıçramanın sonucudur. Bu yolculuk, bilginin paylaşılma ve erişilme biçimini kökten değiştirerek modern dünyamızı şekillendirmiştir. Bugün her an kullandığımız internet, geçmişin inovasyon ruhunun ve iş birliğinin canlı bir mirasıdır. Bu tarihin her bir adımı, insanlığın bilgiye olan doymak bilmez arayışının ve teknolojiyle geleceği inşa etme azminin bir kanıtıdır.











